KEREM ALIŞIK ŞİİRLERİ
ANAM
Gözleri göz değil derdi babam
Sanki bir memleket
Daima sonbahar solgunu
Yorgun argındır elbet.

Çantası koltuğunda hep öyle sessiz
Derli toplu giyinir eli yüzü tertemiz.

O filmlerinden çaldığı ürkek tedirgin hali
Aslında bizden çok uzaktaki babamın hayali…

Bazen başımda tatlı bir bela,
Bazen bir arkadaş akşamdan sabaha,
Bazen de bir öğretmendir mesela…

Bir yaşamın özetidir bütün sözleri…
Ceketimde düğme, gömleğimde yaka.
Ne zaman hatırlasam,
Kulağımdan hiç çıkmaz hala…

Anam olur kendileri
Bütün hayatını adamıştır bana,
Kaderidir gözü üstümde yaşamak ömrü boyunca.

Su vermiş, çiçek vermiş, emek vermiştir
Bana gülesiye
Pırıl pırıl bir kalbi vardır bende
Taşırım ölesiye…

BABAM
Sen telafat-ı adliyeden
Paşabahçeli Sadri Alışık
Baban kaptan Rafet
Anan zavallı Saffet..
Sen
Elli yıllık bir tiyatro sinema devi…

Herkes Sadri Alışık’a
Ben sana hasret…

Sen
Yeşilçam sokağının Turist Ömer’i
Tophane rıhtımının romantik serserisi…
Bir yanı yıkıktı hep,
Kırık döküktü sesi…
Sen babamdın babam…
Son İstanbul efendisi.

Sen herkesin Sadri Alışık’ı
Benimse babamdın sen…
Sen ne baba adamdın,
Adamdın babamdın sen…

OĞLUMM
Oğlumm sen benim efendimsin
Tüy kalem gibi incecik yüzün
Bir bebek namusunca temizsin
Gözlerinin değdiği her yerde
Çiçekler açacak göreceksin.
Bana tat, bana şiir, bana uyku
Sende seyrediyorum toprağı, suyu.

Oğlumm sen benim efendimsin
Şimşekten daha aydınlık yüreğin
Yolunu kaybedene nur serpersin
Korkma uzat ellerini yaşama doğru
Tırnaklarınla tutunmayı bileceksin
Bana bal, bana kan, bana nefes
Sende saklanıyorum tek hece tek ses

Oğlumm sen benim efendimsin
Ekmek gibi mübarek
Boncuk boncuk ter kadar güzelsin
Sustuğunu bağırmadan
Ağlamaya utanmadan
Namusum, arım diyeceksin.
Bana kıvanç, bana can, bana onur
Sende taşıyorum gözlerimi ıslatma ne olur

Oğlum sen benim efendimsin
Bahçemde bahar
Evimde şenliksin
Soyun, sopun alnının akı

Gözüm
Canım
Bebeğimsin

Kızma üstüne başına konacak tozlara
Ne kadar başarırsan o kadar
Öğreneceksin

Bana ciğerimin ortasında
Üç damla yaş vardır
Biri anam der çağlar
Biri babam der dökülür
Birisi hep sanadır
Hep sana saklanır.

GÜLE GÜLE KAPTAN
Bu gidiş o değil,
Bu bir çiçek soluşu.
Muhalif bir rüzgar eser minarelere,
Güvercinler yerlere savrulur,
Donup kalırsın.
Artık ne menekşe ne hanımelleri
Etrafında tanımadığın kadar
Yabancı gözyaşı selleri
Bu gidiş o değil
Bu bir şimşek çakışı.
Sonbahar sanırsın birdenbire kış olur,
Şaşıp kalırsın.
Hedef alıp dağları, ovaları
Fena koyar insana,
Hatırlatır terk edilmiş yuvaları.
Bu gidiş o değil
Bu bir çocuk haykırışı
Şafak vakti ezanlar büyür, çanlar çalar…
Gönüllerde akşam olur.
Yakıp yıkarsın,
Sesin küçülür, ufalır
Yağmur iner gözlerine.
Çığlıkların duyulmaz olur,
Yıldırım düşer sözlerine.
Bu gidiş…
Bu gidiş bir başka olur.
Kesilir cereyanlar, sokak lambaları can çekişir.
Yepyeni bir karanlığa başlarsın.
Kanlıca’da bir kristal avize düşer,
Kırılır, tuz buz olur.
Serçeler ölür, sular solar, yıldızlar yanmaz olur.
Koklaya koklaya ağlarsın,
Kirli paslı bir güz akşamı,
Şairlerin en yalnızı,
En Attila İlah’ı…
Hepimizin aşkı, şiiri
Hepimizin kavgası susar
Konuşmaz olur.
Kağıdı kalemi kör bir balıkçı kayığında bulunur,
Ölümsüzlüğünde yatan o ölümlü insan için,
Ölüm sıradan bir şey olur.
Ölüm onda kaybolur.

ÇOLPAN YILDIZI
Temmuz’un kan kırmızı bir karpuz gibi bıçaklandığı geceydi.
Anne diye bağırdım uykumda.
İki elim iki taş parçası,
Azgın sular indi bahçeme bağıma.
Sığamadım dağlara, ovalara,

Kapkara dumanlar sardı çevreyi,
Pırıltılı bir ÇOLPAN yıldızı fırladı içinden
Yıldızların en kahramanıydı
Cansiperane bir kalpti siperi
Işığı kutsal,
Işığı temiz,
Işığı al,
Işığı sıcak, haşmetli.
Düşer gibi oldu toprağa
Ürkütmeye kıyamadan koynundaki beyaz güvercini
Kaşları oyaydı, kirpikleri nakış
Kuş kanatları saf tuttu alkış alkış

Ne namusssuz bir geceydi
Gözbebeklerime mızrak gibi saplandı
Nasıl da yakaladı beni can evimden
Mehtap boğazıma dizildi
Rüyalara kızmayan bir insandım
Başımı yüreğime vura vura parçaladım
Öyle bir asaleti vardı ki gökyüzünün huzurunda
Hep böyle bulutlardaydı yeri
Çehresi pak,
Çehresi şanlı,
Çehresi namuslu, şefkatli
Arkadaşlarına yıldızların yalnızlığından bahsederdi

Temmuz’un kan kırmızı bir karpuz gibi bıçaklandığı geceydi.
Anne diye bağırdım uykumda.
Ne yaptıysam yetmedi gücüm
Sığamadım dağlara
Sığamadım çığlığıma
Bayram arifesi limon renkli bir şafak
Ak ışıklı ak alınlı ÇOLPAN yıldızı kayboluverdi
Nurlu ellerinden öpecek bir gök bırakarak. 25.07.2014

BABALAR GÜNÜ
Böyle günlerde bir başka olur
Babasız yürekler
Karanlık gözyaşlarıyla geceleri
Bulutsuz atar şafaklar
Dönüşsüz bir yokuşa vurulur tüm umutlar

Böyle günlerde daha çok gelir
Hasret
Aklına insanın
Böyle günlerde özlenir öpülesi eller
Şefkat bulur gözler uzak bakışlarda
Bitmiş bayramların ertesine dönülür
Yaprak yaprak dökülür sonbahar
Gönüllerden

Böyle günlerde daha haşmetli taşırsın
Babanın gururunu şerefini
Gördüğün taştır baktığın yeşil
Bülbüller öter duymazsın
Yağmur yağar ıslanmazsın
Aslında seni sen edecek
Henüz bilmediklerindir
Anlamazsın

Böyle günlerde gelir
Ölüm
Aklına insanın
Gemiler böyle günlerde gider gurbetlere
Gurbetler gidenlere dar gelir
Ben böyle günlere giderim
Gidenler benden gider

Haziran/1999 - Nişantaşı


Beraber yaşadığımız son babalar gününde babacığıma bir gömlek almıştım. Çok beğenmiş çok da sevinmişti.Aradan beş sene geçti, şimdi bu şiiri yazarken o gömlek benim üstümdeydi. Babamı çok özlemiştim, gömlek bile bunun farkındaydı.

Tüm babasız kalanlara
ve
tüm babalara
Sevgiler olsun
Selamlar olsun

ALOOO
Alooo orası beş yüz bilmem kaç,
Sonra da 15 mi?
Peki burası da Abacı’dan bir gece yarısı canım.

Abla bak burada arkadaşlarla muhabbetteyiz…
Yani…
Bildiğin ne kadar İstanbul varsa
Hepsinin gönlündeyiz.

Bir tek ben yalnızım işte
Benim öksüz gözlerim bu yalnızlığa dalan,
Kirpiklerim biraz yorgun,
İçim dışım…
Gemisiz kalmış ulu bir liman.

Şu bizim Sarı Ekrem’den hediye
Hicaz bir şarkıdır
Dilimin ucunda son kalan.
Ne vakit rüzgar kapımı çalsa…
Biliyorsun işte…
Melahat uçuşur kara saçlarımdan.

Alooo abla…
Şaka yaptım şakaaa.
Ya ben bunları nerden bilecektim?
Geçenlerde zengin bir evde,
Okumuş çocuklarla beraberdim,
Kulağımda böyle kalmış.
Halbuki ben Melahat’ı isteyecektim.

Alooo abla…
Versene Melahat’ı bana.
Yok mu?
Ya ne zaman arasam yok be abla.
Anlamadım gitti
Valla bu nasıl bir iş,

Ne?
Sahi mi, söylüyorsun?
Kim?
Bi dakka bi dakka…
Kim kimin kanına girmiş,
Bir zengin çocuğu aklını mı çelmiş

Yok ya
Öyle mi?
Demek keyfi yerindeymiş,
Çok da sevmiş ha…

Tamam abla tamam,
Anladım, kısa kes…
Parayla kim baş edebilmiş,
İki çocuk okutuyor,
O da haklı kendince.

Olsun, boş ver…
Onun canı sağ olsun,
Gönlü şen olsun,
Tüketme nefesini bu uğurda.
Bir garip şoförüz işte..!
Sevmişiz, yanmışız kimin umrunda,

Biz gene yağmurlarımızı yanımıza alıp yollara
Dökülürüz
Napalım artık dikiz aynasına bakıp bakıp
Melahat’ı düşünürüz.
Bazen küçücük bir resim koskoca bir hayatı
Saklar

Biz zaten alışığız be abla
Sabahtan akşama her gün kaç kere ölürüz.

Eyvallah abla,
Haa…
Alooo
Dur kapatma.
Dersin Ereğli’den Hasan
Hani kamyonu olan, sana selam yolladı,
Bir tek mutluluğuna binlerce mendil salladı
Allaha emanet olun.
Eyvallah… Abla

KEREM MİSALİ
Vakit geçtir
Çocuklar uyumuştur
Gecenin içinden acılar gelir
İnce ince bir yağmur
Kan henüz kesilmemiştir
Havada fırtına
Sokakların arasında ben
Kaldım sanki çizgi bir nokta
Sen şimdi gülüp eğlenmekte
Mutlu bir bayramdasın nasıl olsa
Aylardan marttır
Hayali bir sevdanın bittiği bir zamandır
Sevmek
Sevmek insanın yüreği kadar
Büyükse küçüğünü taşımak zordur
İnsanın dostu yine kendisi
Yürür. Karanlıkta kaybolur
                       Kerem Misali

Söylenecek fazla söz yoktur
Yanlışım mı var yanıldım mı
Yoksa geciktim mi
Duymak istediği aslında bildiğidir
Umut da, sabır da tükenmiştir
Nedense insanları birbirine benzetir
Beni hiç tanımamıştır
Gün doğmayınca sabahın hükmü var mıdır
Ola ki bir aşk yaşadım
Ola ki bir sevdada boğuldum
Neden bütün gülleri bahardır
Hiçbir mutluluğum kalmadı
Değerinden eksiğine bozuldum
Çekip gitmek en güzeli
Ne bıraktıysan harcadım
                       Kerem Misali

Bu kan mıdır kızılcık mıdır
Ateş midir yediğim alev midir yuttuğum
Tel tel kavrulur gözlerim
Sen açık ve aydınlık değilsin
Hileli bir sevgisin
Bilmediğim bir yerlerde
Bildiğim birileriyle gezer
El olur gidersin
Bir şey yokmuş gibi
Beni verem edersin
                       Kerem Misali

Artık sabahtır
Ezan okunmuştur
Çocuklar uyanmıştır
Deniz gider ben giderim
Bulut gider ben giderim
Sen koşarsın ona buna
Ben kuru çöle benzerim
Ne oldu ne bitti diye sorma
Olan oldu biten bitti
Başardın işte! Ötesini zorlama
Atıp ateşlere kendimi
Başı dik gönlü kırık
Yalnızlığıma sarılmak en iyisi
Ölümü, ölümle yenmek yani
                       Kerem Misali

DÜNDE YAŞIYORUZ
Biz burada yaşıyoruz
Bazen susar
Bazen bir hayalle konuşuruz
Parolalı bir ıslık sesinde
Kaybettiğimiz bir hayatı yaşıyoruz.

Eş zamanlı vuruyor kalbimiz
Hey gidi hey
Sadece bir bilardo parasıydı
Cebimizdeki,
Saçımızı tarayıp yolunu gözlediğimiz
Yeşil arabasıyla okuldan dönen
Kızların gözleri üstümüzdeki…

Biz burada yaşıyoruz
Fena halde birbirimize uymuşuz
Gece yarısı köpek havlamalarında
O eski sevdaları özlüyoruz

Fener yenildikçe başlıyoruz tasamız
Taştan kaleler yapıp
3 kornere 1 penaltı atmışız
Hey gidi hey
Saat 5’te geçerdi mısırcı Salih abi,
Hiçbir zaman bitmezdi ki,
Osman amcanın kaçan topumuzu
Kesme isteği

Biz burada yaşıyoruz
Unutulmuş şarkılardan bir ritim tutturmuşuz
İçi mantarlı bir gazoz kapağında
Şimdiki zamanı yakalamaya çalışıyoruz.

Kaya, Kerem, Kemal, Mazhar, Namık bir de Şadi
Hiç elimizden düşürmedik ki misketi bilyeyi
Pek de ciddiye almazdık
Kukalı saklambaçta sobelenmeyi

Biz burada yaşıyoruz
Eve gitmeyi çoktan unutmuşuz
Kaşar ekmek ve Ankara gazozu elimizde
Yılmaz bakkalın önündeki taşlara oturmuşuz
Çocuk da olsak büyüktü yüreğimiz
Bahçe demirlerinin üstünde sohbetler edip
Olmayacak aşklar keşfetmişiz.

Hastanedeki elma ağacının altında,
İşlediğimiz suçların suçsuzluğuna bakıyoruz.
Hey gidi hey
Eli kirliyken verirdi Eyüp abi hep
Horoz şekerini
Gerektiğinde nasıl da iyi bilirdik
Dayak yiyerek büyümeyi…
Ve maalesef…
Biz burada yakalanıyoruz
Nişantaşı’nda Valikonağı’nda,
Bilgisayar kullanmamak
Play station oynamamaktan tutuklanıyoruz.

20 yıl hüküm yiyoruz,
Yerlere düşmekten yara olmuş dizlerimiz,
Okul servislerimiz şampanyalı sinemalarımız,
Halı sahalarımız yokmuş bizim,
Cafeleri, dikoları görmemiş
Gözlerimiz.

Paylaşmayı savunmuşuz,
Biz içtenliğin, samimiyetin yol kesenleri,
Sımsıcak bir sevgiyle korumuşuz
Mahallemizi,

Uçurtma uçurmuş,
Yazlık sinemalarda çekirdek çitlemiş,
Ağaçlara ismimizi kazımışız.
Hiç küçülmeden büyümüş
Hep birbirimizi tamamlamışız

Şimdi cezamızı çekmeye gidiyoruz,
Biz artık koskoca bir dünde yaşıyor,
Küçücük bir bugünde bulunuyoruz.

BİZ GÜZEL ÇOCUKLARDIK
Biz güzel çocuklardık bahçelerde
Çiçeksiz
Böceksiz
Gölgesi
Bir dal süzülür mavide
Üç günümüz var şunun şurasında
Aşka,
Ekmeğe
Ve ömre

Biz güzel çocuklardık bahçelerde
Can değil
Sevdamız akar geceye
Hoyrat,
Hırçın,
Öfkeli.
Kim bilir hangi dağın inciri
Hangi ihanetin hançeri
Bir düğündür bize böylesine ölüm
Genciz fişek gibi,
Asıl biz biliriz hasreti

Üşüdük,
Gene soğuk var ranzamızda
Buz tuttu bıyıklarımız Üç günümüz var şunun şurasında,
İçerde, dışarıda, sırada, derste…
Biz güzel çocuklardık bahçelerde

Bir hastamız vardı ana
Yorgundur biraz gözleri ela,
Ağrısı
Sancısı
Kahrı
Ah ki ah
Yüreği iki dişinin arasında
Üç günümüz var şunun şurasında…
Gökte ay dalda kayısı
Kara toprağın ak sütü
Bizi nasıl da sardı
Sarmaladı.
Savunduk kitap ile
Tırnak ile,
Dayandık umut ile,
Şeref ile
Biz güzel çocuklardık bahçelerde,
Bir dal gece sefasına,
Bir baş soğan kokusuna,
Nefesimiz varmaz,
Atmaca vurmaz.
Üç günümüz var şunun şurasında,
Sıkıysa çıkmasın çakal ininden,
Sıkıysa çakmasın şimşek,
Yüreğimiz ne güne durur
Asi,
Yiğit,
İnce.
Biz güzel çocuklardık bahçelerde
Ağlar dostumuz, ağlar karanfilimiz
Yıldızlar yine bize bakar.
Güneşbaht olsun mücadelemiz,
Cehennemde bile olsak
Fedayız aşkımıza.
Üç günümüz var şunun şurasında
Sızlar bir yerlerimiz
Sızlar meşalemiz,
Solumuzda çöl,
Sağımızda mavi dilli Akdeniz…
Vah ki vah…
Gemimiz demir almış gider,
Kılıç gibi keskiniz
Sakin,
Serin,
Sensiz.

Yorganımız pamuk hafifliğinde,
Öyle saf,
Öyle mutluyuz ki…
Bağrı yanık bir nar tanesinde
Biz güzel çocuklardık bahçelerde

Saçlarımızla tutunduk tayfuna
Sancakta düşman şilebi
Alev saçlı dalgalar omzumuzda.
Üç günümüz var şunun şurasında
Gayri vakit zafer vaktidir,
Gayri bayrağımız zafere tutunmuştur
Mermiler delikanlı
Kalbimiz coşmuştur.
Kırmızı,
Ak,
Esmer
Gecede içleri buruk buruk nöbetçiler

Sevgimiz
Yücedir
Dağları devirir
Akarsu çevirir

Sevgimiz başak,
Sevgimiz zeytin dalı…
Yalanımız yok
Kitabımız böyle yazılı
Biz er kişiyiz
İnsanla söyleşiriz,
Adam geldik
Adam gideriz gümbür gümbür

Sakalımız alev
Avazımız hür
Bir sazımızı bir sözümüzü özleriz,
Yüreciğimiz sıcak
Yüreciğimiz temiz,
Yüreciğimiz elimizde
Biz,
Biz güzel çocuklardık bahçelerde

SEN NESİN BE GÜZELİM
Sen nesin be güzelim
Kuş musun kurt musun
Uç desek uçar mısın
Gökyüzü tutar mı seni
Yoksa bulutlarda mı doğmuşsun
Yağmurun en delisi
Denizin de mavisi
Ateşin tenimize sığmaz
Yarı yolda durmak da bize yakışmaz
Biliyoruz, biliyoruz
Lüzumundan fazla güzelsin ama
Kaf dağında yürür gibisin be güzelim
Yağ desek üstümüze yağar mısın
Yoksa yağmur musun kar mısın

Sen nesin be güzelim
Gözlerin yakamoz parıltısı
Saçlarının rengiyse
Mümkün değil anlaşılması
Gündüzün sarısı
Gecenin karası
Hangi cezamızın kılıcı
Hangi suçun ilacısın
Anladık, anladık uzun etme
Billahi başımızda kalıcı
Üstelik de can alıcısın
Doğ desek üstümüze doğar mısın
Yoksa güneş misin ay mısın

Sen nesin be güzelim
Mutluluk neyin olur senin
Nereden girdin dünyamıza
Bu kadar derin
Kahkahaların sınır tanımaz
Bir güldün mü bir gören tövbe unutmaz
Şeytanın akrabası
Başımızın belası
Aklımızı aldı o aydınlık yüzün
Gene kitlendi işte gönlümüze
Yoğun bir hüzün
Bak gördün mü

Buza kesti yüreğin
Söyle be güzelim
Nedir ölüm dediğin
Öl desek bizimle ölür müsün
Yoksa bahar mısın gül müsün

AFFEDERSİNİZ SİZ BAHAR MISINIZ?
Affedersiniz siz bahar mısınız?
Biraz hatırlatsak bizi tanır mısınız?

Biz hep sizin hayalinizle yaşadık
Size dair şiirler yazardık,
Geceye yüzünüzü çizer,
Hangi yalnızlığa kendimizi atsak
Sizin göğsünüzde soluklanırdık.
Saçlarınız alev alev dalgalanırdı omzunuzda.
Şu yağan yağmura inat güneşi eken bizdik
Mahsunluğunuza..

Bazen bir rüzgar gibi eser
Bazen şimşek gibi çakardınız.
Parmak uçlarınızda sevda nakışları.
Sizin gülüşünüz aydınlatırdı
Bu soğuk bu kurak kışları.

Bakışlarınız acımasızca kara
Bizi vurup, vurup giderdiniz akşamdan sabaha
Saçınızı düz tarardınız.
Affedersiniz nasıl tanımazsınız,
Biz hep sizin hayalinizde yaşardık
En sevdiğiniz çiçekleri toplardık,
Bir sepet gül, biraz lale, bir de sümbül
Küçücük bir serçenin kanadında bile
Gocunurdunuz…
Karşı taraftaki o zehirli evi nasıl
Unutursunuz…
Kirpiklerinizde yangın izi,
Ağzınızda çocuk nefesi…
O odadan bu odaya
Koştururdunuz,
Yavrusunu koklayan ceylan misali…
Namusunuzu korur gibi koklardık sizi,
El sürmeyecek kadar da bilirdik hikmetimizi

Affedersiniz siz bahar mısınız?
Rica etsek ortaya çıkar mısınız?

Biz hep sizin hayalinizle yaşadık,
sizinle aynı anda güne başlardık.
Henüz mahçuptunuz size tutulduğumuzda,
Nasıl da mutlu olurduk bize
Tutunduğunuzda.
Sonra nedense gözlerinizi
Başka dünyalara çevirdiniz
Önümüze kapkara bulutlar
Getirdiniz.

Şımarık ve rahat bir tavrınız vardı,
Bu halinizle üstünüze ne giyseniz yakışırdı.
Hayatınızdan hiç eksik etmediğiniz gezmeleri,
Temiz giyimli kirli adamlar alırdı sizi geceleri…
Biz bunu kıyamet alameti sayardık,
İçimizi sis bürürdü,
Yapraklarımız dökülür,
Sanki usul usul dağlar yürürdü.

Uykularda yer bulamazdık
Kanlıca iskelesinde,
Elimizi başımıza koyar,
Gizli gizli ağlardık.
İşte böyle şimdi ne dese, ne söylesek size az,
Unutmayın bu devran kimseye kalmaz,
Acı nerden gelirse gelsin,
Yiğit yiğittir yakınmaz.

Kusura bakmayın epey zamanınızı aldık
Oturduk üstüne bir de şiir yazdık,
Bilmem artık bu cüretimize ne dersiniz?
Affedersiniz ama siz bahar değilsiniz,
Siz o bahar değilsiniz.
Siz maalesef Bahar değilsiniz.

BANA BİR KADEH DENİZ VER
Bana bir deniz ver Yorgo
Yanında bir şey istemem
Sadece manzarayı değiştir
Mehtabın yıldızın sırası değil
Kendimi beğenmedim
Sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun
Kulağımda bir fırtına sesi
Yüreğimde deprem titreşimleri
Gecelerden on sekiz
Deniz gene bensiz
Şu benim masayı hazırla be Yorgo

Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Hem efkarlı hem huzursuz
Ne zamandır uykusuz
Yüzümde sonbahar gölgesi
İçim terkedilmiş bir dalyan gibi ıssız
O kalabalık mart sokaklarında
Solumda çöl sağımda mavi deniz
Hayalimde eski yeni bir sürü hatıra
Kanadım kırık
Kanım bozuk
Dümen tutmuyor gönlüm kırık
Şu benim sigarayı yak be Yorgo

Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Gözleri yangın başlangıcı
Kirpikleri kırağı
Rüzgarda uçuşan saçları sersem eder adamı
Lodos desen değil karayel desen değil
Yaşamın en sıcak yazında
Şimşek gibi çakar o bir anda
Kar yağsa arkasına bakmaz
Güneş açar avuçları
Hiçbir limana uğramaz
Kalbi bir yudum su bir dilim ekmek
Tek bir istediği var
Sevmemek
Şu benim tabağı kaldır be Yorgo

Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Gözlerimde kahır birikti
İşte bak yine geçip gitti
Zaman kervanı
Kayalarda kuru bir yosun gibi
Kayalaştım kalakaldım
Elim bağlı gözüm bağlı dilim bağlı
Tutuştumu insanın bir kere
Kalbinde ateş
Ne kadar dövüşse yükselmiyor
Semaya güneş
Günlerden on dokuz
Artık biz yokuz
Şu benim hesabı getir be Yorgo

AKŞAM OLDU YİNE
Akşam oldum yine,
Parasızım.
İçim bir suskun
Öpmeye, gülmeye hasret
Kar yağar bir yandan
Üstümde eski bir ceket
Yüreğim rüzgarla dolu
Dudaklarımda Şubat’ın çetin soğuğu.
Akşam oldum yine,
Katıksızım.
Ne kadar da karanlık,
Güneşler zehirli sanki, tüm kapılar kapanmıştır artık
Belli belirsiz titreşimlerle.
Görünmez bir nabızdır atan kulağımda
Gururlu ve kibar selvi ağaçları
Nöbet bekler durur babamın
Mezarında.

Akşam oldum yine
Mutsuzum.
İstanbul’da ezanlar büyümükte,
Anlamak önemli tabii
Ama asıl iş fark etmekte
Yukarda samanyolunun göz kamaştıran çilleri
Kış günü Kanlıca da
Can çekişirim yaralı bir aslan gibi.
Akşam oldum yine
Zamansızım.
Gözlerimin kararması iyi kendimi görmem böylece
Uyumamak fazladan yaşamak değil.
Hep aynı şey,
Aşağı yukarı her gece…

Ben ufacıktım,
Babamla doydum,
Babamla acıktım.
Başladı sandığım bir şiirden çıktım.
Bitti sandığıma başladım
Uçtum bulutların üstüne
Yazık ki son kuşlara yetişememişim
Tek, bir tık sesi duydum düşerken
Meğer çoktan kurşuna
Dizilmişim.

Yukarıya Çık