YAŞAM KAYA'NIN FRANKENSTEIN YORUMU
Tarih : 2015-12-23 17:31:10

Değerli Eleştirmen Yaşam Kaya'nın FRANKENSTEIN oyunumuz ile ilgili yazdığı 'Bir Tanrılaşma Hikayesi' başlıklı yazısı...

Sadri Alışık-Çolpan İlhan Tiyatrosu, 1818 yılında Birleşik Krallık’ta Mary Shelley tarafından yayınlanan ‘Frankenstein’ adlı dünyaca ünlü romanın ‘sinematografik’ tiyatrosunu izleyicilerine sunuyor. Geçtiğimiz yıl gruptan, yine aynı akımın (sinematografik tiyatro) bir yansıması olarak Ken Kesey’in romanından sinemaya uyarlanan Jack Nicholson'un başrolünü oynadığı ‘Guguk Kuşu’ filminin tiyatro yansımasını izlemiştik. Türkiye Tiyatrosu’ nda son dönemde yaptığı çıkışla adeta kendisine özel bir teatral algıyı zihinlere yerleştiren topluluk, insanın Tanrılaşma öyküsünün derin mitolojik noktalarına ulaşarak muhteşem bir “Modern Prometheus” öyküsüyle sezonun en iyi gösterilerinden birisini sergiliyor.Konuda Victor Frankenstein İngiltere’de tıp eğitimi alırken, hastalıkların kökünü kazıyıp, insanı yeniden yaratarak ‘güçlü-erişilmez-mükemmel’ bir insan prototipi yaratmak ister. Bunda kısmen başarılı da olur. Çeşitli ceset parçalarından topladığı insan organlarını birleştirip estetik olarak çok çirkin bir canlı yaratan genç doktor, yarattığı canavarın canlandığını fark etmeden eğitimini tamamlayıp ülkesine döner. Ortaya çıkan yaratık, insanların kendisine karşı şiddet dolu davranışlarına tanık olup, kör-yaşlı bir insanın yardımıyla okuma yazma öğrenip, kendisini yaratan (babası) Frankenstein’ ın günlüklerini okumaya başlar. Tanrısının peşine düşen bu çaresiz yaratığın tek derdi vardır: Yalnızlık! Çevresindeki insanları birer birer öldürerek yaradanına kavuşan yaratık, çoğalmak için dişisini Frankenstein’dan yaratmasını ister. Doktor bunu kabul edip İngiltere’ye dönse de, oluşturduğu canlının üreyip insanlara korkunç zararlar verebileceğini düşünür. Sonuçta ‘Tanrılaşan’ bir insan, yarattığı canlının itaatsizliği karşısında çaresizleşip, yaratımına aşık olup, yaşamını çıkılmaz bir noktaya sürükler.Konunun özündeki ‘Tanrı-İnsan’ ilişkisinin derin felsefesini harikulade anlayan yönetmen Şakir Gürzumar, Prometheus mitinde olduğu gibi, çevresindeki insanların çaresiz yaşantısından sıkılan doktorun ‘yeni dünya’ oluşturma girişimini doğru noktalardan yakalamış. Dr. Frankenstein müthiş bir bencillikle, Özünde kadının doğurma olgusunu eline alarak, o güne dek gelen tüm inanç sistemlerini reddedip, Tanrı rolünde ‘tekil’ yalnızlık yaşaması gösterinin temelini oluşturmuş. 2004 yılında Kevin Connor 'un yönetmenliğinde çekilen dizinin etkisini veren oyun, yönetmenin ‘üç boyutlu’ sahne kullanımı sayesinde müthiş noktalara ulaşıyor. Gürzumar, ışığın, sahne tasarımının, makyajın olağanüstü etkisiyle hareket ediyor. İlk yaratık oluşturma olayının çarpıcı görüntüsünden, son sahnedeki çaresiz Victor Frankenstein görüntüsüne kadar sahne geçişleri incelikle tasarlı. ‘Anı yaşatma’ olgusu ise dört dörtlük şekilde oyunun içinde. Kar yağışının verilişi, Londra’ nın dönemsel olarak göz önüne getirilmesi, yüksek dağ zirvesinin betimlenmesi kusursuz bir yönetim algısının sonucu!Kerem Alışık ‘yaratık’ rolünde, öylesin etkili bir oyunculuk ortaya koyuyor ki, insan gerçekten sezonun en etkili erkek oyuncusunu sahnede izlerken kendisini bir sinema filminde hissediyor. Bir eleştirmen olarak açıkça söyleyebilirim; ben Kerem Alışık’tan böylesi bir performans beklemiyordum. Bedensel ve psikolojik olarak eline aldığı karakteri baştan sona akıl almaz bir tempoda sürükleyen oyuncu, Dr. Frankenstein rolünde Cansel Elçin’le müthiş bir ikili oluşturmuş. ‘Tanrı-İnsan’ sorgulamalarının içinde ‘İsa-Tanrı’, ‘Herkül-Zeus’ felsefelerinin eklendiğini görmek sahnedeki Kerem Alışık’a olan hayranlığımı kat be kat arttırdı. Robert De Niro’dan sonra ikinci kez aynı rolün beni heyecanlandırdığına tanık oldum. Cansel Elçin’ in rolünde etkin olduğu kanısındayım, fakat son sahnelerdeki çaresizliği daha vurucu oynayabilir, o’nda bu yetenek fazlasıyla mevcut. Deniz Uğur Elizabeth rolünde, kendisini ‘Tanrı’ ilan eden bir doktordan çocuk bekleyen zavallı bir aşığı oynuyor. Tecavüz ve ölüm sahnesine kadar ‘insanın zavallı aciz duygusunu’ başarılı bir performansla sergilemiş. Eklemek istediğim küçük, ama önemli bir isim daha var. Frankenstein’ ın kardeşini oynayan Ali Keçeli, küçük yaşına rağmen sahnedeki oyuna güç katıyor, oyuncunun geleceği ışık saçıyor.Şirin Dağtekin Yenen’ in durmaksızın değişen sahnelere uygun pazıl şekilde tasarladığı sahne tasarımı iyi olmasına iyi, ama şu aşağıda gelişen olaylarda sahnenin biraz daha boş kalması düşünülebilirdi. Cenk Taşkan’ ın ‘efekt-müzik’ çalışması gerilimi yaşamamız açısından etkili. Makyajda Neriman Eröz’ ün ‘yaratığa’ katkısı tartışmasız şekilde kusursuz. Yakup Çartık’ ın ışık tasarımda –özellikle sahne derinliği açısından- sinematografik estetiği öne çıkaran algısı oyunun temposunu hızlandırıyor.Sadri Alışık-Çolpan İlhan Tiyatrosu, geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezon da ‘sinematografik tiyatro’ akımının izinde çarpıcı bir oyunla sahnelere damga vurmuş durumda. ‘Frankenstein’ seyircilerini ‘gerilim-korku’ kuşağının içine çekerken, tarihsel olarak ‘Tanrı-İnsan’ felsefesinin derinliklerini zihinlerde yaşatıyor!

Yukarıya Çık